Boyanın Doğal Hali

Günümüz dünyasının tüketime dayalı olması ile tüketim toplumları oluşmuş bu durum üretim arttırmış ve bununla beraber çevresel sorunlar meydana gelmiştir. Bu çevresel sorunların en aza indirilmesi için Sürdürülebilir Atık Yönetimi hedefleri doğrultusunda çevre ve insan sağlığına verilen zararın en aza indirilmesi için daha az atık üretimi veya atıkların farklı süreçlerde kaynak olarak kullanılması eğer geri kazanımı mümkün değilse atıklardan enerji elde edilmesi ve son olarak, atıkların son uzaklaştırma için uygun çevresel seçeneğin geliştirilip uygulanması amaçlanmaktadır.

Sürdürülebilir Atık Yönetimi bakış açısıyla, sulu boyaya da üretim-tüketim penceresinden bakmamız, çevreye ve insana olan zararın minimuma indirilmesi içinde doğal sulu boya kullanılmasının ne kadar önemli olduğundan bahsedeceğim.

Doğal boyanın geçmişine bakıldığında boyanın ham maddesi hayvansal kökenli ve bitkisel kökenli olarak ikiye ayrılmaktadır. Bitkisel kökenli boyar maddeler, bitkilerin renk veren bölümü olan; çiçek, yaprak, tohum ve kökü gibi kısımlardan, hayvansal kökenli boyar maddeler ise, böcekler olduğu görülmektedir.

Sulu boya üretimi ise, boyar pigmentin elde edilmesiyle pigment bir bağlayıcı ile bağlanır ve su eklenir. Bağlayıcı olarak; arap zamkı, nişasta vb. kullanılabilmektedir. Bu şekilde hazırlanan boya sert olduğu için elde edilen boyanın kıvamını daha yumuşak bir hale getirebilmek amacıyla yaygın olarak şeker şurubu veya bal kullanılmaktadır. Bu süreç doğal bir boya elde edilirken tercih edilen yöntemdir. Günümüz sulu boyaları ise, çeşitli katkı maddeleri barındırmaktadır. Bu katkı maddeleri çevreye ve insana toksik etki yaratabilmektedir. İşte bu noktada doğal sulu boya ile amaçlanan bu katkı maddelerinin çevreye ve kullanıcıya olan etkisini minimize etmek, atık olarak nitelendirilen bitkilerin boyar madde olarak kullanılması ile dönüşüme destekte bulunmak, dönüşüm ile beraber enerjiden tasarruf etmek böylece su tüketimini azaltmak ve geride kalan bitki posalarını gübre olarak kullanmak gibi çeşitlendirebiliriz.

Son olarak, dünyada varlığımıza devam ettirebilmemiz için, doğanın sahip olduğu denge ve gücün bozulmaması şartı kesindir çünkü doğa sonsuz, sınırsız bir özelliğe sahip değildir. Bu dengenin korunması içinse beşikten-mezara değil beşikten-beşiğe prensibinin benimsenmesi önemlidir. Yani proses sonunda oluşan ve atık olarak sınıflandırılan ürünlerin prosesin tekrar başına dönerek ham madde olarak kullanılması sağlanarak sınırlı yeryüzü kaynaklarının verimli kullanılması sağlanmış olacaktır.

 

Devridaim Kolektif Ağ Ekibinden Hüma

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir